Yasın Sessiz Coğrafyası: Hatırlamanın ve Dayanıklılığın Estetiği
Marmaris’in o tanıdık sokaklarında yürürken, denizin kokusu bazen sadece iyot değil, bir parça da hatıra taşıyor yanıma. Bugün nisan güneşi her yeri aydınlatırken, sabah yürüyüşümüzde hayatın o en sessiz ve sert bitişlerinden birine tanıklık ettik Atlas’la. Hayat bizi hiç beklemediğimiz başlangıçlara ve bitişlere zorluyor. Babamın kaybından sonra buraya, İçmeler’e döndüğümden beri biliyorum ki; yas düz bir çizgi değilmiş. Bazen bir adım ileri, bazen iki adım geri; ama her anı bu yolculuğun bir parçası.
Sessiz Bir Güç: Dayanıklılık
Güçlü olmanın bağırmak, dimdik durmak ya da her şeyi kontrol altında tutmak olduğunu sanıyoruz çoğu zaman. Oysa güçlü olmak bağırmak değil; dayanıklılık sessiz bir şeymiş. Kırılganlığımın beni zayıflatmadığını, aksine bu insani duygunun beni daha derin bir yere taşıdığını hissediyorum. Bazı sabahlar sadece kalkabilmek, o günü göğüslemek —tıpkı bugünkü o hüzünlü karşılaşmaya rağmen yola devam edebilmek gibi— başlı başına bir "devam etme" biçimi.
Bazı duygular konuşulmaz, sadece hissedilir. Ve o paylaşılmayan sessiz anlar, aslında yasın en kıymetli, en iyileştirici parçası.
Hatırlamanın Yeni Rengi
Eskiden hatırlamanın sadece can yakacağını düşünürdüm. Şimdi ise hatırlamanın her zaman acıtmadığını biliyorum. Kaybettiklerimle birlikte yaşamayı, onları acıyla değil, içimde hâlâ sıcak kalan o hatıralarla taşımayı öğreniyorum. Marmaris’in bu dinginliğinde, acele etmeden, kendi hızımda iyileşiyorum. Çünkü iyileşme lineer bir süreç değil.
Bugün Burada Olmak
Geldiğim bu noktada, kendime karşı daha az sertim artık. Akademik üretim hayatımın tamamı değil ama önemli bir parçası olmaya devam edecek. Yine de günün sonunda en büyük başarı, tüm bu fırtınaların ortasında durup "Bugün de buradayım" diyebilmek.
Kendi sesimi duymak için sessizlikle dost oluyorum. Ve en önemlisi; kendime yaslanmayı öğreniyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder