Başarısızlığın Estetiği

 Bir yolu bitirmeyi kabullenmek üzerine


Son zamanlarda en çok düşündüğüm şey şu:

Bir şeyin bitmesi neden bu kadar zor?


Bir sürecin sonuna yaklaşmak, sanıldığı gibi bir rahatlama getirmiyor her zaman.

Bazen tam tersine, insanı kendiyle daha sert bir karşılaşmanın içine bırakıyor.

Doktora tezimi ömrüm boyunca yazmaya devam edemeyeceğimi kabul ettiğim günlerdeyim.


Leyla hocadan aldığım danışmanlık, tezimin aslında bitmeye yakın olduğunu fark etmemi sağladı.

Ama tezi bitirmeyi kabullenmek de başlı başına bir meseleymiş.


Sosyal medyada ve çevremde görüyorum; herkes, ne kadar zor olsa da sonunda bitiriyor ve bitirdiği için mutlu.

Bu anlatı çok güçlü: Zorlanırsın, ama sonunda iyi hissedersin.

Ben ise bu süreçten kendimi zaman zaman başarısız hissederek, zorlanarak geçiyorum.

Ve bu duygunun geçeceğine dair o kolektif iyimserliğe tam olarak dahil olamıyorum.


Bu sistemin beni “başarılı” olarak tanımlayacağı bir doktorant olduğumu düşünmüyorum doğrusu.

Ama burada durup sormak gerekiyor: Başarı neye göre belirleniyor?

Bir metnin tamamlanmış olması mı, yoksa o metnin içinde kendine ne kadar yaklaşabildiğin mi?


Bir meselem var.

Tezimi seviyorum. Konumu iyi anlatmayı önemsiyorum.

Ama bunu gerçekten hakkıyla yapabildim mi, emin değilim.


Makale şartıyla uğraşmak beni çok yoruyor.

Her şeyin ters gidebilme ihtimali, insanın zihninde sürekli açık kalan bir ihtimal gibi duruyor.

Bu ihtimalle yaşamak, çoğu zaman yazmaktan daha zor.


Akademide devam edecek gücü kendimde bulamıyorum.

Gerçi akademi kollarını açmış da bizi bekliyormuş gibi konuşmak da mümkün değil.

Ama yine de, bildiklerimi paylaşmanın başka bir yolunu arama isteği giderek daha belirginleşiyor.


Datça seyahatimde bunun ilk işaretini aldım.

Knidos’a giden o dar yol gibi biraz da akademi.


Yol ince.

Virajlı.

Bir noktadan sonra geri dönmek neredeyse imkânsız.


İçeri giriyorsun ve bir süre sonra şunu fark ediyorsun:

“Ben bu yolu beğenmedim” deme lüksün yok artık.

Yolu takip etmek zorundasın.


Bazen, dağın kenarında, neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir açıklık beliriyor.

Aracı döndürebileceğin bir alan.

Ama o alanı görebilmek için dikkatinin açık olması gerekiyor.

Çünkü kaçırırsan, yol seni devam etmeye zorluyor.


Akademi de biraz böyle.

İyi ya da kötü, bir kere girdin mi o yola, sonuna kadar gitmen bekleniyor.


Ama her yol, sonunda bir yere varmak zorunda değil.

Beklediğin noktaya ulaşmayabilirsin.

O yol seni bambaşka bir yere çıkarabilir.


Belki de mesele, o yolun sonunda ne olduğundan çok,

o yolu yürürken kendinle ne yaptığındır.


Ve belki de başarısızlık,

bir yolu bitiremeyiş değil;

o yolun içinde kendine yaklaşmaya başladığın yerdir.


Belki de mesele, o yolu bitirmek değil;

o yoldan çıkabilecek cesareti biriktirmektir.


Yorumlar

Popüler Yayınlar